Saturday, July 07, 2007

Letter from Argentina*

10 gün önce, 3 haziran Pazar günü diğer yarımkürenin en güzel başkenti hüzünlüydü bu Türk için. Bir yanda beni ziyarete gelen sevgili aileme güle güle demenin zorluğu, bir yanda ise sabahın erken saaatlerinde başlamış olan yerel seçimlerinin ne sonuçlar doğracağı beni ister istemez etklemişti. Daha da önemlisi, bu seçimlerin Kasım ayındaki genel seçime olan etkisi ne olacaktı? Her ne kadar bu şehirde ikamet etmekte bulunsam da onların çilesi içimde bana kendi çilemi hatırlatıyordu belki de. Temmuz sonunda bende aynı durumda olacaktım bir sandık başında İstanbul’da.

Arjantin Türkiye’den çok uzaklarda olmasına rağmen son 50 yıllık tarihinde bizimle bir çok benzerlik taşımakta. Askeri darbeler, neo-liberal polikların uygulanış biçimleri, yolsuzluk, ekonomik krizler, binbir doğal kaynakla ve verimli topraklarına rağmen işsizlik ve hatta açlık çeken bir halk. Ve tabii aynı amnezya: halk çok kısa sürede kendi tarihini unutacak hale getirilmiş, belki de kendi suçumuz bu kimsenin değil. Neyse, bu yazı Türkiye ile ilgili degil, merak etmeyin. Amaç size burada olup biteni aktarmak sadece.

Bundan 4 sene önce, 25 Mayıs 2003’de son dakikada Başkan seçilen Nestor Kirshner bir kaç ay sonra görevini ya kendisine, ya karısına, ya da başka bir adaya devredecek. Ve eğer görevinin sonuna kadar bir değişiklik olmazsa son 24 yıllık demokrasilerinde dönemini bitirebilen ilk Başkan olma ünvanını da alacak. Bununla da kalmıyor, son 80 yılda dönemini tamamlayan üçüncü başkan oluyor (efsanevi Juan Peron 1946-1952 ve Carlos Menem, ki iki kere başarmış 1989-1999).

Arjantinde ışıldayan politik stabilite ne yazık ki Kirshner’in popülaritesini açıklyacak durumda değil. 2002 yılında Arjantinliler ülkelerini yerle birr eden kriz yüzünden ekonomik açıdan çöktüğünde başa geçen (10 günde 5 Başkan değiştirdikten sonra) Krishner, Arjantin’in demokratik tarihindeki en düşük oyla bu pozisyona geldi (%22). Kimse onun kim olduğunu bile bilmiyordu. Patagonia’ya ev sahipliği yapan (Glacier Perito Moreno ve diğer turistik ekolojik tesislerin bulunduğu) Santa Cruz eyaletinden gelen Kirshner’e konulan lakap pinguino (penguen) olmuştu hatta. Ama bu penguen sanıldığından akıllı idi. Krizden tam önce Santa Cruz eyaltinin tüm servetini ulusal bankadan çekip bir İsviçre bankasına yatıracak kadar!

Kamuoyu ona bir kaç hafta vermişti o günlerde. Arjantin 2003 yılında idi o zaman. Politik hayat diğer Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi burada da zor görülüyordu tarih boyunca. Ama Arjantinliler kendi yakın tarihlerinin derinliklerine dalıp kimin ne kadar süre Başkan kaldığını araştırmıyorlardı.




Kirshner ise kendi tarihini iyi biliyor olacak ki başarının kolay gelip gittiği bu dünyada adımlarını sağlam bastı göreve geldiğinden beri. Göreve getirilidiği Pazar günü komşu ülklerin Başkanları (Chavez. Lula ve Küba’nın efsanevi lideri Fidel Castro bile oradaydı) ile kucaklaştı ve yeni bir Latin Amerika ittifakının parçası olduğunu gösterdi. Ertesi gün ise Entre Rios eyaletine uçtu ve Başkan olarak ilk işini bşr kaç mşlyon peso ödeyerek uzun zamandır süre gelen öğtretmenler grevini bitirerek yaptı. Her ne kadar semboller önemli olmasa da politika da (!) kendi eyaleti dahil daha bir çok eyalatte ayuka çıkan bu huzursuz duruma son verir gibi oldu K (onu destekleyenlerin ona verdiği takma isim). Aslında göz boyamadan başka bir şey değildi bu çünkü öğretmelerin yaşadığı problemler bugün hala gündemde hatta protesto yapan öğretmenlerde birisi polis tarafından öldürüldüğü halde hükümet konuyu ört bas etmekten başka bir şey yapamadı (Eyaletin valisi değiştirildi sadece).

Böyle hızlı başlayan görevi boyunca elle tutulur neler oldu peki Arjantin’de?

Aslında Arjantin ufak bir grup için çok, çoğunluk içinse çok az değişti demek hiç de yanlış olmaz. Kirshner’in planı Dünya’daki bir çok lider ile aynı; ekonomik büyüme ve politik düzen. Arjantinlilerde aynı bizler gibi bu plana kollarını açtılar ve bırakmaya da niyetleri yok tabii. Ama hükümeti eleştirenlere bakarsanız ortada hiçbir plan yok ve olmadı da. Kirshnerciler ise her zaman için nasıl yapıldığı değil, elde olanla ölçülmesi gerektiğini destekliyorlar.

Rakamlara baktığmızda, the Economist’e göre Arjantin son 4 yılda, yılda %9 oranında büyümüş, yoksulluk ve işsizlik 2003’e göre yarı yarıya azalmış. Buenos Aires sokakları bankaların neredeyse hediye ettiği kredileri harcayan portenolarla dolu. Son günlerin gözde esprisi Kasım ayındaki seçimleri Plasma seçimleri diye anıyor (plasma Tvler peynir-ekmek gibi satıyor, stok yetişmemekte Buenos Aires’e). Büyük şehirlerde restoranlar tekrar her gece dolmaya başladı, kriz unutuldu gitti neredeyse, en azından bazıları için.

Ekonominin düzelmesi her Başkan gibi Kirshner’i de ya rezil edecekti ya da vezir. Ondan öncekilerin politik hayatlarını katletmesine rağmen Kirshner belki de Arjantin’i en dip noktadayken eline aldığı için belki de kendiliğinden düzelmekte olan ekonominin kahramanı olarak yoğurdun kaymağını yerken buldu kendisini. Parmağını bile kıpırdatmadı desek yeridir.

Eh tabii en önemli sorun otomatik pilotta iken Kirshner’de son 4 yıldır her politikacının en çok yapmayı sevdiği şey olan güç gösterileri yaparak değerlendiriyor vaktini. 2005’de yapılan ara seçimlerde iki sene önceki %22lik popülaritesi bir anda %80’lere fırlamıştı. Karşısında kimsenin olmaması da onun suçu diyemeyiz.

Deyim yerindeyse halktan aldığı gazla İMF’ye borçlarını ve faizlerini ödeyemeyeceklerini açıkladı ki Dünya’yı yankıladı bu kararı. ABD’nin 2001’den sonra değiştirilen vize kurallarına karşılık olarak Brezilya’yı destekledi Amerikalıların kendi sınırlarında aynı muameleyi göreceklerini açıkladığında (Arjantin’e girerken elimi kolumu sallayrak bir Türk olarak yanımda uzun kuyruklarda bekletilen, parmak izleri alınan Amerikalılar gördüğümde inanamamıştım 2005’de), yurtsever ve gurulu Arjantinliler sokalarda bie başka yürümeye başlamışlardı. Tarih boyunca liderlerinin çoğunun vaadettiği ama bir türlü ellerinde göremedikleri kavramlardı bunlar halk için.

ABD’nin düşüncelerine ya da söylediklerine sakın aldanmayın; K sol görüşlü bir lider değil olmaya da çalışmadı. Ülkedeki sola göre hatta Kirshner’in döneminde zengin ile fakir arasındaki fark daha da büyümüş olabilir. Ama Kirshner solu insan hakları kartını oynayarak en baştan kazandığı için korkmasına gerek yok. Dikta sırasında 30 bin kişinin kaybolmasına sebep olan generallerin yargılanması için OK verdi (henüz kimse yargılanmadı ama neyse) ki bu Arjantin tarihinde çok büyük bir adımdı insan hakları konusunda. Kirshner sağcı da değil ama konservatif burjuvalar K’nın dönemi boyunca gördükleri kadar uzun ve verimli bir ekonomik coşku ve tüketim patlaması yaşamadıkları için çok mutlular tabii. Kasım ayındaki seçimlerde karşısında doğru düzgün bir aday olmamasını böyle açıklayabilirsiniz.

Her ne kadar Buenos Aires yerel seçimlerinde sürpriz olarak K’nın desteklediği aday Daniel Filmus, Mauricio Macri karşısında ikinci tura kalmış olsa da (ki şehir bayağı hüzünlendi Macri’nin farklı galibiyetinden sonra 3 Haziran akşamında), Başkan 10 Aralık’da yapacağı açıklamaya hazırlamış durumda: Arjantin Cehennemden çıktı, simdi Araf’dayız! (Tabii Vatikan artık Araf olmadığını açıkladı kısa bir süre önce, bu da ufak bir problem yaratabilir K için!) Kirshner bununla da kalmıyor; şu ana kadar politik tarihte rastlanmamış bir ilke de imza atabilir. Gündemdeki dedikodulardan en gözdesi tekrar seçilmek yerine yine kendi partisinden olan karısı Christina’nın (ki yıllardır aktif olarak polika yapan bir kadın kendisi) Başkanlık yarışına sokacağı. Eğer bu gerçekleşirse ve Mrs. K kazanırsa seçimleri, Arjantinliler için çok önemli olan bir “Dünyada ilk’e ” daha imza atacaklar: İlk defa demokratik olarak seçilmiş bir Başkan yine demokratik olarak seçilen eşine görev teslim edecek Aralık ayında. Ulusal gururu okşamayı bilmek bu olsa gerek.


Anlayacağınız Arjantin’de K’lar yepyeni sürprizlerle Kasım aynı bekliyorlar. Bu buğulu kış günlerinde daha önce bahsettiğim ulusal unutkanlığı saflıkla karıştırıyor olmasınlar sakın?

No comments:

Post a Comment