Arjantinliler için çarşamba günü evlerinde dinlenip ulusal istatistik enstitüsünün hazırladığı 40 sorudan oluşan ankete cevap verdikten sonra uzun bir mangal partisi ile devam edecek bir tatil günü olarak başladı. Ama çoğunluk saat 09:15’te eski Devlet Başkanı Néstor Kirchner’in kalp krizi sebebi ile aramızdan ayrılması haberine uyandı. Artık başkan bile olmayan birinin ölümü neden önemli diye soruyorsunuzdur belki kendi kendinize (daha doğrusu bana). Arjantin sadece eski bir Başkanı kaybetmedi, şu anda ülkeyi yöneten Başkan Cristina Fernandez de Kirchner’in en büyük akıl hocası (bir çok kişi ülkeyi hala Nestor’un yönettiğini düşünüyordu) ve Arjantindeki muhalefti yıllardır birleştirmeyi başarabilen tek insan olduğu için, bir anlamda muhalefet liderini de kaybetti 27 Ekim günü.
Buenos Aires sokaklarında sessizlik öğlene kadar devam etti ama Hükümet Sarayı’nın bulunduğu Mayıs Meydanı yavaş yavaş Cristina’ya destek vermek isteyen Peronist, daha doğrusu Kirchneristlerle dolmaya başlamıştı bile. Ülkedeki en güçlü sendikalardan birisi olan Kamyoncular, Kirchner’in ölmeden önce son telefon konuşmasını yaptığı senika lideri Hugo Moyano en önde olmak üzere hemen bir anma yürüyüşü düzenlediler. Akşam saatlerine kadar süren bu aktivite Senatör Kirchner’in cenaze seromonisinin Ulusal Kongre’de yapılacağını açıklanmasına kadar devam etti. Fakat gözlerimizi kapamadan Casa Rosada (Pembe Saray)’dan törenin buraya alındığını öğrendik. Eğer hala Cristina’nın başkan olduğunu düşünenler vardıysa, bu haber üzerine herhalde onlar da fikirlerini değiştirmişlerdir!
Arjantin tarihinini bilenler hatırlar: sene 1974, efsanevi lider Juan Peron kalp krizinden ölmüş, milyonlarca Arjantinli ise son görevlerini yapmak üzere cesedi görmeye başkente toplanmışlardı.
Ertesi gün Mayıs Meydanı’na geldiğimde gördüğüm manzara tarih kitaplarında gördüklerime çok benziyordu. Arjantinliler 20 sokak uzunluğuna varan kuyruklarda Casa Rosada’ya girip Nestor’a veda etmeyi bekliyorlardı. Sarayın çevresinde pankartlar, sevgi mesajları göze çarpıyordu. Bu tarihi mekanı paylaşanlar arasında Peronist şarkılar söyleyen gruplar, ağlayan hatta fenalık geçirenler, fırsattan istifade bir kaç peso kazanmak için bayraktan sandviçe böyle bir ortamda akla gelebilecek herşeyi satan tüccarlar, ve tabii kuyruğa girmelerine gerek olmayan biz gazeteciler vardık. Ulusal yas ilan edildiği için okullar ve resmi daireler kapalıydı, meydandaki insan sayısı her saat daha da artıyordu.
Bu kalabalık grup dışında bir kaç ay önce de UNASUR yani Latin Amerika Ülkeleri Konseyi’nin Başkanlığı’na getirilen Nestor’a tüm arkadaşları veda etmeye geldiler: Uruguay’dan Pepe Mujica, Bolivya’dan Evo Morales, Ekvatorlu Rafael Correa, Şili’den Sebastian Pinera, Paraguay’dan Fernando Lugo, ve gecenin sonuna doğru Hugo Chavez ve Luiz İnacio Lula da Silva. Cristina’yı yalnız bırakmadıkları gibi Latin Amerika birliğinin altını çizen konuşmalar da yaptı bazı liderler. Gözyaşları arasında halk bir ağızdan ‘Hasta la Victoria Siempre,’ diye bağırıyordu.
Bir cenazeyi politk arenaya çevirmeye ne gerek vardı peki? Gerek yabancı gerek Arjantin basını Nestor’un ardından Cristina’ya saldıran yazılar yayınlayarak zaten karışık olan ortamı daha da karıştırdıkları için diğer liderlerin desteği özellikle uluslarası platformda Arjantin hükümetine kredibilte kazandırdı diyebiliriz. İç politikayı anlayabilmek için ise yine Peron’un ölümüne geri dönelim. Arjantin tarihinin en kanlı ve karanlık dönemi Peron öldükten sonra yerine geçen eşi İsabelita’dan sonra yaşandı. Ordu İsabel Peron’un hükümetini devirdi ve ülke 8 sene askerler tarafından yönetildi. Perşembe günü sağ görüşlü La Nacion gazetesi ülkenin tekrar o günlere dönebileceğini ima eden bir yazı yayınlayarak etrafı kızıştırmaya başlayanlar arasında ön sıralarda yer almıştı nitekim.
Her ne kadar Arjantin’in o günlere dönmesi bir fantaziden ibaret olsa da, Cristina Başkan seçildiğinden beri onu karşılarına alan basın ve özel sektörün ‘çamur at kaç’ taktiği, 2003 yılında Başkan seçildikten sonra yaptığı ekonomik ve sosyal reformlarla ülkeyi tekrar ayağa kaldıran, insan hakları konusunda bir çok ilke imza atan ve sadece bir dönem başkan olmasına rağmen ‘kirchnerismo’ fenomenini yaratabilen bir liderin ardından dağılan muhalefetin elindeki tek silah denilebilir.
Cristina’nın ekonomik politikası IMF’ye borç ödemeyi reddeden kocasına göre çok daha liberal. Nestor’un ölümünün ardından piyasaların sert yükselişler gerçekleştirmesi yatırımcıların rahatladığına işaret etmekte. Paris Klübü ile ilişkileri düzelten ve kocasının ölümü ile tek başına yönetimi ele almak durumunda olan Cristina bakalım hangi yolu seçecek.
Diğer yandan 2011 seçimlerinde neler olacağı da hepimizin aklındaki diğer soru işareti. Nestor Kirchner’in seçimlerde aday olmasına kesin gözü ile bakılıyordu, şimdi onun yerine gelebilecek diğer Peronistler nasıl gruplaşacaklar bakalım? Peki ortak düşmanlarını ortadan kalkması ile muhalefet dağılacak mı? Bütün bu soru işaretleri ancak gözyaşları kuruduktan sonra ortadan kalkacak. Tabii Latin Amerika zamanlarında, yavaş yavaş. Daha 2011’e çok var, kim öle, kim kala!

Teşekkürler... Durumu açıklayıcı ve geçmişle ilgili bilgilendirici yazın için...Eline sağlık!
ReplyDeleteGuzin :)